TÜ(R)Ketim toplumu

23 Eylül 2014
İLYAS HAYRİ

TÜ(R)Ketim toplumu

"T"üketmek, "Ü"retmemek, "R"aydan çıkmak, "K"itabına uydurmak

Yoketmek, eritmek, bitirmek, doymamak, tatmin olamamak, değer bilmemek... 

Toplum olarak büyük bir evrim geçiriyoruz maalesef.

Eskiden varolan tüm değerleri yitirmeye başlayıp yerine yukarıdakileri ve daha fazlasını koyuyoruz. 

Her şeyi bir lokmada tüketir olduk. Duygusal anlamda sevgiyi, aşkı, dostluğu, toplumsal değerleri, ahlakı, örfü, adeti; maddi anlamda da kıyafeti, teknolojiyi, yiyeceği, içeceği. Çabucak tüketiveriyoruz her şeyi. Hem de üretmeden ve değer bilmeden.

Eskiler bir ceketi onlarca kez yamalayıp, ayakkabıların sağını solunu yapıştırıcıyla yapıştırıp, etlerinden tırnaklarından ayırırlarken, şimdiler de moda oldu onlarca zahmetin simgesi yamalı ceketler. Ayakkabı desen gırla. Herkesin en az 10 çift ayakkabısı yatıyor dolaplarda. Kıyafetlerin ise sayısı belirsiz. Kaçımız biliyor dolabımızdaki tişörtlerin, çorapların, pantolonların, iç çamaşırların sayısını. Eskiler bir tas çorbayla geçirirlerdi akşam yemeklerini hatta taşı sıkıp çorba yaparlardı veresiye yazdırıp mahalle bakkallarına. Şimdilerde ne bakkallar kaldı ne o tadı damakta kalan yemekler. Alabildiğine avm, süper market ve alışveriş hipnozuyla ortalarda gezen biz. Neyi, hangi ihtiyacımız için aldığımızı bilmeden, kendimizi kaybederek alışveriş yapan biz. Neymiş 'ekonomiyi canlandırmak gerek' diye işlemişler beynimize. Eeee, ne oldu o canlanan ekonomide ölen bakkallar, kasaplar, manavlar, terziler? 

Eskiler her şeyi sık eleyip ince dokuyarak sürdürürlerken yaşamlarını biz her şeyi bankaların bize bollukla sunduğu hayali paralarla geçiriyoruz geniş delikli eleklerimizden. Cep telefonu çıkmış, son modeli olsun. Bilgisayar çıkmış, en pahalısı olsun. 'Kaç para maaş alıyorsun?' diye sorsan asgari ama cebinde milletvekili maaşı değerinde telefon. 

Bir şey bozulunca en az 10 kere tamir yoluna gidilirdi, yenisini almak zordu çünkü eskiden. Şimdi bozulanı atıyoruz çöpe, maratona katılır gibi koşturup binlerce çeşitten yenisini alıyoruz sahte bir mutlulukla. Eskiden yeşillik vardı her baktığın yerde şimdilerde ise betondan oluşan bir virüs sarmış dünyayı. 

En önemlisi eskiden saygı vardı, sevgi vardı, toplumda toplumsal bir aşk vardı. Şimdi ise o sevgi ve saygı 'birisi bir şey söylese de küfür edip tekme tokat dalsam' seviyesinde. Birbirini tanımayan herkes birbirine düşman. Dostluklar hatta evlilikler çürük temellerde dans ediyor, ufak bir sarsıntıda yıkılıveriyor. Bayramlarda bir araya gelen sülaleler şimdi çekirdek aile boyutunda. 

Değer bilmemek, yok etmek, tatmin olmamak, sürekli tüketmek lugatımızda önde gelen sözcükler olmuş artık.

Eskiler bir şey anlatırken cümleye 'biz eskiden'le başlar ya, biz gelecekte ne ile başlayacağız acaba çocuklarımıza?  
ilyashayri@gmail.com