Klavye vicdansızları

12 Mart 2018
İLYAS HAYRİ

Klavye vicdansızları

Sosyal medya ve teknoloji hayatımıza hızlı bir şekilde girmeye başlayalı her şey çok değişti.

Ahlak, saygı, sevgi, hoşgörü, dostluk, kardeşlik gibi kavramlar yok olmaya yüz tuttu sanal dünyalarda. 

Koynumuza aldığımız teknoloji yılanına verdiğimiz aşırı tacizler her geçen gün zehrin dozunu bir tık daha arttırmamıza, ve bağımlı olduğumuz iksirin bizi ne denli bozduğunun farkına bile varmamamıza sebep oldu. Kullanım kılavuzlarını, prospektüsleri ve benzer şeyleri başından beri okumayı sevmeyen bir toplum olduğumuz için sanal dünyanın da aşırı kullanımında vücutta yaptığı yan etkileri göz ardı ediyoruz. Farkına bile varmıyoruz aşırı doza maruz kalarak kişiliğimizi, düşüncelerimizi, insanlığımızı yitirdiğimizin o ekran ve klavyeler karşısında. 

Herkes kendisini kral ya da kraliçe sanıyor sanal dünyasında. İnsanlara verilen o özgürlük her şeyi yapabileceklerini zannetme hissini uyandırıyor galiba. Taht sevdası, koltuk sevdası dedikleri şeyin sanal versiyonu sanırım. Var ya öyle hayali oyunlar, gençlerin saatlerini, sağlıklarını, paralarını, çevrelerini erittiği; var olmayan bir matrix kodunda sanal bir dünya inşa etmeye çalıştığı, hayali adamlar, askerler, silahlar üretip başkalarının hayal dünyalarını yıkmak için tüm azmiyle çalıştığı oyunlar. İşte sosyal medyada aynen öyle oldu. Kendisine hesap açan tahtına yerleşmiş hissediyor kendini. Bu hesabın kralı benim diyor. Evet sensin o hesabın kralı çünkü o hesap sana ait sana özel. Ama durmayıp başka tahtlara, başka topraklara saldırmayı tercih ediyorsun. Peki nedir amaç? Dikkat çekmek, takipçi arttırmak, iki tık fazla almak. Sırf bu uğurda kırılan kalpler, sinirleri hoplatılan insanlar umrunda bile olmuyor. Neden? Çünkü bir amacın var. Kullarının sayısını arttırmak. Eskiler aşkta ve savaşta her şey mübahtır derlerdi şimdi o, "sanal oyunlarda ve sosyal medyada her şey mübahtır" oldu.

Herkes bilmiş, herkes süper, herkes kusursuz o dünyada. Kimsenin kimseye saygısı yok. İnsani duygular sanal kablolarda eritilmiş.

Vahim bir kaza oluyor. 11 kişi hayatını kaybediyor. Yani göçüyor bu hayattan. Yoklar oğlum artık o insanlar. Ardlarında kalanlar acı içinde. Ve bundan bile nemalanmak, dikkat çekmek isteyen kalpsizler, vicdansızlar prim yapmak uğruna düşmanın düşmana yapmayacağı yorumlarla pisletiyor o sanal dünyayı. Amacına ulaşıyor mu elbet ulaşıyor. Tepki gösterenlerle klavye deliklanlılığıyla kapışıyor. Bir fikre sahip olmayan beyniyle ortalığı karıştırmanın, sanal simgelerin dikkatini çekmenin zevkini yaşıyor. Çok merak ediyorum gerçeğe döndüğünde, kendi başına böyle bir şey geldiğinde aynı vicdansızlıkla karşılassa ne yapacak? Yine vicdanını bir kenara atıp 'madem ki gezip eğleniyordu iyi oldu geberdiği' diyebilecek mi?

Ölüm olduğunda camilerde neden sela okunur biliyor mu o beyinden yoksun arkadaşlar? İnsanların haberleri olsun, tek çatıda vefat eden insan için buluşsun insanlar ve son görevlerini yerine getirsinler diye. Bir arada olma çağrısıdır ölüm. Birliktir. 

Şimdi ise ölümden bile bölmek, ayrıştırmak kavramları üretmeye çalışıyorlar. Birleşmemiz, birbirimize destek olmamız gereken yerde her haberle, her olayla nasıl ayrışırız, nasıl zıtlaşır birbirimizi kırarız peşindeyiz. 

Bozuyorsa sizi bu kadar sosyal medya ve teknoloji bir doktora, bir psikoloğa gözükmelisiniz bence. Ya da kesmelisiniz bir an önce o sizi kanser eden, hücrelerinizi 'Ayrıştıran' ilacı.
Kaybolan vicdanlarınızı ARATIN google'da, açın hayata dair duygularınızı içeren videoları (mutluluk, hüzün, isyan) Youtube'dan, SORUN haritalar'a gitmeniz gereken doğru yolu, takvim'den bakın bakalım en son ne zaman birlik olmuşsunuz, dürtün ilacın etkisinden dağılmış beyinleri Facebook'tan.

Bu kadar kötü olamayız, olmamalıyız...


ilyashayri@gmail.com