Ruby

01 Aralık 2017
Reha Arar

Ruby

2017 yılbaşı İstanbul’da görünürde çok görkemli kutlanmıştı. Gece yarısı gittiğim mekânda herkes telefonuyla şehirde herhangi bir olay olup olmadığına bakıyor, gece sakin geçtiği için mutlu oluyordu. Fakat heyhat Reina’ya bir terör saldırısı olduğu haberi şehre bomba gibi düştü. Sudaki hareleri tüm yurda, Dünya’ya yayıldı. Ertesi sabah ilk işim genel yayın yönetmenim Salih Keçeci’yi aramak oldu zira bizim de yıldönümü etkinliğimiz vardı ve ya Reina’da ya da Suada’da olacaktı. Maalesef o yıl malum nedenlerden her ikisinde de olamadı. Salih ile üzüntümüzü paylaştık ve birbirimize inşallah çok zaman geçmeden yeni bir Reina doğar temennisinde bulunduk. 

Ali Ünal’ı Park Şamdan’da Ahmet Çapa’nın yanında yönetici olduğu zamanlardan tanırım. Daha sonra bir dönem modaya uyup benim de gittiğim Havana’nın işletmeciliğini yapıyordu. Daha sonra ileriki yıllarda yolu Mehmet Koçarslan ile kesişti ve Reina doğdu. Tam zirvedeyken de bu meşum olay mekânı bitirdi. 

Çok uzun sürmedi, Ali ve kardeşi Erkan yeni bir proje ile karşımıza çıktılar. Aslında gerek Ali gerekse Erkan servisinin ilk adımından barmenliğin ilk basamaklarından yetişen iyi tahsilli sorumluluk sahibi iki genç. Ali’nin şemsiyesi altında kardeşi Erkan ciddi bir yönetici olarak yetişmiş, bugün rahatlıkla büyük işletmeleri kurup devam ettirecek bir bilgi ve görgüye sahip. Onlarla olan dostluğum 20 yıldır hiç kopmadı. Gelelim yeni mekânları Ruby’ye… İstanbulluların yıllarca Anjelique olarak bildiği bu mekân uzman ellerde değişmiş ve bir fine dining restoran ve gece kulübü olmuş fakat bir farkı da beraberinde getirmiş. Gurme lezzetler…

Genellikle dünyanın birçok yerinde gittiğimiz bu tipte trend olmuş mekanların lezzetleri kısıtlı ve yüzeyseldir. Ruby’de ise ciddi gastronomik bir mutfakla karşılaştım. Başlangıçta bir Türk mutfağı klasiği olan etli pazı dolma ve yabancıların çok tercih ettiği muhammara, Hatay usulü humus, közde patlıcan ve yoğurtlu pazı gibi mezeler hemen göze çarpıyor. Yine önemli iki değişik lezzetten bahsetmeden geçemem. Onlar da noodle yatağında servis edilen ızgara kalamar ile ördekli ve avokadolu çıtır sarma. Bu arada ünlü Japon şef Junichi Hiraga’nın sushilerini ve tempurasını da unutmamamız lazım. Eğer benim gibi başlangıç almıyım derseniz, tek çıkar yol mevsiminde gerçek kırlangıç çorbası. Salatalarda Lübnan mutfağından fettuş salatası, hanımların gözdesi kinoalı tabule salatası öne çıkıyor. 

Şimdi Erkan’ın Bodrum Moonbeach’de menüye koyduğu ve çok tercih edilen morel mantarlı ve kuşkonmazlı pappardelle’ye ki bence cidden tadılması gereken bir tabak. Çanakkale’den hafta sonları gelen günlük kum midyesi ile yapılan spaghettiyi de göz ardı edemem. Ana yemeklerde boğaz kenarında konumlanmanın olmazsa olmazı günün taze balıkları her daim mevcut. Sükse yapan yemekler arasında taze otlarla panelenmiş kuzu sırtı ve beğendili kuzu incik öne çıkıyor. Bu arada hemen söyleyeyim ki Café de Paris sosun meraklısı iseniz, Ruby’deki antrkotu deneyebilirsiniz. 

Tatlılarda ise pasta şefi Zeki Gözüküçük sorbeler dışında menüye klasik tatlar katmış mesela güzel bir tiramisu ya da likörlü krema sosuyla servis ettikleri sufle son derece lezzetli ve iştah kabartıcı diyebilirim. Reina’dan yetişen şef Haydar Koşer servise ve işleyişe tam hakim. 

Türk turizmindeki gerilemenin en büyük darbeyi aldığı bölgelerden biri hiç şüphesiz İstanbul oldu eminim ki önümüzdeki sezon alınan ciddi ve yapıcı önlemlerle İstanbul bir nefes alacak ve eskiden olduğu gibi otellerimiz, restoranlarımız, alışveriş noktalarımız kaliteli yabancı misafirlerle dolacak. Gönlüm Ruby’de de bu trendin yakalanmasından yana…