Maslak’ta bir Suda Kebap

01 Eylül 2016
Reha Arar

Maslak’ta bir Suda Kebap

“Boğaz’da kebap yenir mi?” sorusuna hemen verilecek cevap çoğumuz için “Hayır”dır. Bence bunu iki –üç marka kırdı, öncüler; Suda Kebap, Nezih, Kaşıbeyaz. Belki saymayı unuttuğum diğer birkaçı.

Bugün ilhamını ve konseptini Kuruçeşme Suada’dan alıp büyüyüp gelişen Steigenberger Hotel The Maslak’taki Suda Kebap’tan bahsedeceğim.

Aslında bu otelin temeli İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde başlayan ikinci beş yıldızlı otel kampanyası sırasında atılmıştır. Mövenpick adıyla daha sonra Sheraton markasıyla İstanbul turizmine hep hizmet odaklı bir tesis olmuştur. Değerli dostum Sıdıka Atalay Hanım bu otelin inşaatı sırasında hakikaten çok çabalamış, varıyla, yokuyla, gecesiyle, gündüzüyle açılışına büyük emek harcamıştır. Sıdıka Hanım otuz yıldır gerek Türkiye’de, gerekse yavru vatan Kıbrıs’ta birçok projeye imza atmış halen de atmaya devam eden bir yatırımcıdır.

Bir kebapçıdan çok fazlası
Yıllar sonra otel çok uzman ellerin desteği ile yenilendi, kalitesi yükseldi Kınay ve Serin Aileleri tarafından işletiliyor. Suda Kebap’ın kurucusu, isim babası Ali Ünal da bu otelde geniş bir alanda büyük ve zengin bir menüyle hem otel müşterilerine hem de kebap severlerin emrine bir Suda Kebap açtı. Aslında burası bir kebapçıdan çok fazlasını bünyesine katmış: Dinlenme salonu, barı, iş yemekleri ve toplantı salonları ile bir kompleks oluşmuş.

Reina, Suada ve Moon Beach gibi ünlü mekânların da işletmeciliğini yapan Ali Ünal ve ailesi tesisin dekorasyonuna, menüsüne ve başarılı olmasına hakikaten büyük emek harcamış. Özellikle Güney Anadolu mutfağımızın birçok tadı günümüze uyarlanmış; yağı, acısı, pişirilişi, ağıza hoş gelecek şekle getirilmiş.

Özgün marinasyon metotları
Suda Kebap’ların en büyük ikisinin mutfağı çocukluğundan beri ailesinin iş yerinde başlayan aşçı çıraklığı, gençliğinde kalfalığı, son on yıldır da şefliği dönemlerinde hep kebapla anılan Adana Ceyhanlı Ahmet Yıldırım’a teslim. 

Kuruçeşme Suada Kebap’ın ve Maslak’ın menülerini de hazırlayan ve uygulayan mutfağımızın kahramanı, görüleceği üzere el emeğini, beceriyi ön plana çıkarmış; eti işlemeye kendisine özgü geliştirdiği terbiye (marinasyon) metotları ile de başarıya ulaşmış. Kendine göre en özel kebapları, zırhla çektiği el emeği kıymasından yapılanlar. Bu arada olmazsa olmazı, kullandığı tüm gıdaların doğallarını seçmesi ve yeniden her hafta, her ay Güney Doğu’dan getirtmesi; nar ekşisi, çiğ köfte ve pilav bulgurları, başta zahter olmak üzere tüm baharat bunlara dahil.

Ara sıcakları ikiye ayırmak gerek
Şimdi biz başlangıçlara dönelim. Kuru cacık, şakşuka, kimyonlu pazı sapı, Hatay usulü biber yoğurtlama, nar ekşili kısır, zahterli kırma yeşil zeytin salatası, zeytinyağlı pazı sarma değişik tatlar, hepsi denenmeli. Belki bir defada değil, ara sıcakları ikiye ayırmak gerek. Odun fırınından gelen fındık lahmacun, değişik bir tat, etli ve peynirli semsek pide, klasik Antep lahmacun, diğer bölümde ise Anadolu tatlarından içli köfte, Antakya dolması, pastırmalı humus, kömür ızgarasından ızgara köfte, kuzu kaburga, et külbastı, dana lokum, küşleme, hepsi dinlenmiş etlerden. Ahmet Usta’nın elinden çıkan çöp şiş, kuzu şiş, haşhaş kebap, Adana, baskılı Adana ve fıstıklı kebap. Bütün bu birbirinden leziz tatları yedikten sonra yeriniz kalırsa peynirli irmik helvasını deneyin. Hatay künefe veya katmer tatlısı yemeden mekânı terk etmeyin. 

Ben eminim ki Türkiye’nin en büyük uluslararası konaklama arenasında isimlerini duyurmuş. Cumartesi kahvaltı grubumuzun en devamlı üyeleri Cem, Cenk Kınay ile Oğuz Serin’in yarattığı otelin imza restoranı Suda Kebap olacaktır.