Hep bir suçlu aranmakta

29 Haziran 2016
İLYAS HAYRİ

Hep bir suçlu aranmakta

Suçluluk duymayı bıraktık, hep suçlar olduk artık

Özür dilemek, alttan almak terimleri lügatımızdan çıktı; saldırmak, küfretmek, atarlanmak terfi aldı onların yerine. 

Bizleri hayvanlardan ayıran düşünce gücü ve duygular terk etti, bizi, ülkeyi, sadece iç güdülerimiz kaldı. Koklaşmak, yaşadığımız çekirdek aile alanını belirlemek, üremek, üremesek de üreme organıyla hareket etmek, bölge tacizlerinde saldırmak, familyanı yaşatmak için günlük protein ihtiyacı kadar bir taraflarından ter akıtmak kaldı bize...

Selamlaşmak, sarılmak, hal hatır sormak, sevgi, saygı, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, yardımseverlik, barış, bütünlük gibi kelimeler sadece Türkçe sınavlarında sorulan sıfat, zamir, fiil ve fiilimsilerin içinde görünmeye başladı. Anlamları soruldu belki 5 maddelik hayat memat sorularında, belki de köklerini ayırıp incelememiz. Ama o kökler ayrılırken bizi de köklerimizden ayırdılar fark ettirmeden. Üzerinde yaşadığımız, nefes aldığımız ANAmız gibi ANA VATAN ın bir avuç toprağı için akıtılan oluk oluk kanları, toprağın emilim gücünden daha hızlı emdik, bitirdik, unuttuk. O bir avuç topraktan bir avuç daha almak için hak yedik, yalan söyledik, belki de cinayet işledik. Hani hepimizindi bu vatan, bu toprak?..

Düşünmek, sorgulamak, tartmak, karşılaştırmak, yorumlamak fiilleri ise artık TDK sözlüğünde karşısında anlamlarıyla boş boş bakar oldu. Hepsine de aynı anlamı yüklediler: Düşünmüyorum, öyleyse yokum!

Bu eylemleri gerçekleştirmek isteyenlere, buna niyetlenenlere ise dayadılar kapitalizm antibiyotiğini, teknoloji şurubunu, anti sosyal medya haplarını. Çok da güzel oldu gerçi. Haplara bağımlı, ekranlara bakarken boynu bükülen ama hakikaten boynu bükük bir toplum olduk. Hapların etkisi geçer gibi olunca da Medya Canavarı'nın korku filmleriyle psikolojik tedavi uyguladılar. O da iyi oldu ama. Korkusuz, atarlı, özür dilemeyi bilmeyen, psikopat insanlar olma yolunda büyük adımlar attık.

Hep suçlu arar olduk dedim ya. İnsanlığın fıtratında asist yapma, topu başkasına atma, pas atma eğilimi var da ondan. Ders notu kötü gelir suçlu: Öğretmen. Öğretmenin o gün sinirleri bozuk olur, suçlu: Eşi; eşinin işleri iyi gitmez, suçlu: Patron, Patron zam yapmaz, Suçlu: Ekonomi, Ekonomi yorgundur suçlu: Devlet, ekonomi canlanıverir suçlu yine Devlet, Devlet politikası çıkmaza girer, suçlu: Dış güçler.... Bu böyle kilometrelerce uzar gider. Ama en büyük suçlu bizleriz. En küçük bir olayda dahi saklambaç oynar gibi köşeye bucağa saklanmış bir suçlu aramaktansa suçu, düşüncelerimizde, araştırıp okumamamızda, bir düşünceye körlemesine taparcasına bağlı kalmamıza, at gözlüklerini atlardan çok takmamıza bağlamak gerek bence. Asıl suçlu hep biz olduk ve bu gidişatla yine bizler olacağız. 

TDK sözlüğünde anlamını yitirmeye başlamış Türk milletini anlatan o kavramları lütfen bir kez daha gerçek anlamlarıyla gözden geçirelim. Yoksa dört yanı cennet vatanı, biz çevireceğiz cehenneme.

Not: Önümüzdeki bayram fırsatını 'Tatil' olarak değil, örf, adet ve gelenek olarak değerlendirmekle başlayabiliriz mesela...
ilyashayri@gmail.com