Ne mutlu bana

02 Haziran 2016
Reha Arar

Ne mutlu bana

7 yıl bitti 8. yılımda 84. yazımla sizin gözlerinizin önündeyim. Harbiye’de bir ofiste sevgili Salih Keçeci ile 8 yıl önce buluşmuştuk. Quality projesinden bana bahsetmiş ve orada gurme yazıları yazmamı istemişti. O yıllardaki bütün yoğunluğumun yanında kendisine olan sevgim ve anlattığı projenin kapsamı beni alıkoyamadı bu istekten. Bugün Quality, magazinden çok bir iş adamı dergisi, hatta kişilerin biyografileri ve özellikleri bakımından zaman zaman başvurulan bir kaynak oldu. Dergimizin içeriği gelişti, sizlerin günün icaplarına göre merak ettiğiniz birçok hususu şu anda yönetime katkı veren ikinci neslin düşünceleri değerlendirir oldu. Her geçen gün daha büyük, daha geniş, daha yüksek ufuklara doğru yükselen Quality’nin onur duyduğum bir mensubu olarak kutluyorum. Nice 7 yıllara hep beraber, sizlerden aldığımız güçle...

70’lik
Şimdi gelelim bu ay ki yazımıza… İstanbul’un şirin bir beldesinde iki dost, iş arkadaşı ve meyhaneseverin misafir ağırlamak için açtıkları meyhane demeyeceğim, içkili bir dost ağırlama evi tabirini kullanacağım, oraya daha çok yakışıyor. Son gittiğimde iki misafir ayakta büfenin önünde masalarına servis yapıyordu. Bu durumu yıllar önce Marsilya’nın bir dağ köyünde de görmüştüm hatta orada küçük bir köy kahvesinde ekmek de kesmiştim masamıza. Bu meknda o gün ortak, mutfak şefi Cihansın Gülle’nin özellikle çarşı-pazardan, marketten aldığı malzemelerle pişen yemek, vitrin dolabının küçük kâselerini süslüyor ve o akşam bitiyor. Mönü yok, pahalı yemek yok, kiloyla balık, büyük balık yok, size sadece usuli olarak bazı mezelerin adını vereceğim; vişneli yaprak sarma, barbunya pilaki, patlıcanlı meze çeşitleri, balıklı sarma, cacıki, çerkez tavuğu, fava, pastırmalı humus gibi lezzetlerin yanısıra Girit ezmesinden deniz börülcesine, kaya koruğundan çibes otuna, babagannuştan doyumsuz tadıyla atoma kadar çok geniş yelpazedeki lezzetleri mevsimine göre özenle ve günlük olarak misafirlerin beğenisine sunuyor.

Gidin yerinize oturun, önünüze ne gelirse seveceksiniz. Balık konusuna ve sakatat konusuna tekrar dönmek gerek, zira vazgeçilmezler. Şefin sakatat yemeklerine özel bir ilgisi var; ciğer, beyin, dil, kokoreç, uykuluk, nohutlu işkembe gibi. Balık ise sadece Marmara sahillerinde tutulan küçük balıkların ızgara ve tavası. Dikkat edilmesi gereken bu konudaki husus gider gitmez balık siparişlerini vermeniz, zira ne meze ne balık ertesi güne kalmıyor. Sakın fırın mantar yemeden çıkmayın, hakikaten muhteşem bir tat. En son olarak süzme yoğurt içinde pekmezle yapılan 70’lik tatlısı ile bu güzel gece bitiyor. Şişenizde kalan içki için endişe etmeyin, bir servis elemanı elinde etiketle yanınıza yaklaşacak, şişenin üzerine isminiz yazılacak ve bir daha gelişinize kadar dolaba yerleşecek.

Duyduğum kadarıyla salondan servisten alışverişten sorumlu ikinci ortak Mustafa Kemal Akgültan müdavimler için çok özel bardak ve rakı şişesi dolabı yaptırıyormuş. Demek ki artık sık ziyaret edenlerin anahtar koleksiyonlarına bir de 70’lik anahtarı girecek. Hakikaten Armutlu’ya gidip arabanızı rahat rahat park edip bu mekânda akşam yemeği yiyebilirsiniz.