Öldüm öldüm 'Diril'dim

26 Şubat 2016
İLYAS HAYRİ

Öldüm öldüm 'Diril'dim

İzledim ve hakikaten yeniden 'Diril'dim

(Filmi izlemek isteyenler için film ile ilgili detaylar içerdiği için okumamalarını tavsiye ederim)

Hollywood'un ve maalesef Batılılaşma konusunda ABD'yi geride bıraktığımız Türk insanının reklamlara sığdıramadığı 'Diriliş' filmi sayesinde bir kez daha Diril'dim sinemaya.

Belgesel izlemeyi seven bir yapım vardır. Dün akşam 150 dakikalık bir belgesel izledim. Doğada yaşam mücadelesi konusunda çok güzel bir yapımdı. Bear Grylls ile yarışamasa da ona yakın sahneler çıktı karşıma. Çiğ balık yeme, sırtlanların öldürdüğü bizonun etinden bir parça nasiplenip çiğ çiğ mideye indirme, ayı ile güreşme, ayı postuyla kara kışa ve çılgın nehire meydan okuma, atın bağırsaklarını deşip içine girerek kar fırtınasından korunma gibi çok faydalı bilgiler edindim. Dediğim gibi bir belgesel olarak çok keyif aldım ama Discovery, National ve hatta TRT Belgesel'de yayınlanan bu tarz programlardaki alt metin bile daha anlaşılır ve keyif verici. 

Hollywood, senaryo işini iyice arka sıralara atmaya başladı. Bir an önce bizim gibi ülkelerde bir diziye filmler sığdıran yetenekli senaristlerden transfer yapmaları gerek. "Senaryo hiçbir şeydir görsel efekt her şey" diyerek milyon dolarları ceplerine indiriyorlar resmen. Son yıllarda izlediğim Hollywood yapımlarının yüzde 5'i senaryosuyla beni etkilerken, geri kalan yüzde 40 zaten Marvel'in bitmek bilmeyen çizgi roman serilerinin beyazperdeye yansıması ve tekrar tekrar başka karakterlerle yeniden çekilmesi, geri kalanlarda ya çılgın görsel efektlerin havada uçtuğu, ya da baba isimleri kadroya katıp sırf isimden gişe yapılan filmler. Asıl acı olan da hala paraya para dememeleri maalesef. Biri de çıkıp demiyor ki 'bu ne kardeşim'. Gerçi ülkemizde Yerli yapımlar senaryolarıyla Hollywood'u alt etmeye başladı son yıllarda. Türk izleyicinin hakkını yememek lazım. 

2.5 saatimi feda ettiğim 'Diriliş' de senaryodan mahrum bir yapımdı ya da ben konuyu anlayacak kadar geniş bakamadım duruma. Bir adam kızıldereli bir hatunla aşk yaşıyor, beyazlar gelip herkesi öldürüyor, melez oğlu da tek kalan varlığı oluyor. Sonra Amerikalılarla post peşinde koşturuyor. O sırada Kızıldereli bir grup gelip bunların postlarını deliyor. Neye uğradığını şaşırıp bir avuç kalan Amerikalılar topuklarken, Kızıldereliler çaldıkları postları Fransızlara verip at ve silah alıyor, aldıklarıyla avradı kovalıyorlar. Üçleme tamamlansın diye. Ve kovaladıkları avradı da aslında Fransızlar almış eğlence mezesi yapmışlar. Sonra bir ayı çıkıyor Leonardo abinin karşısına. Görsel efektin hakkını vermek lazım en güzel sahne oydu. Ayı ile kapıştıkları (daha doğrusu ayının Leonardo ile valsi). Sonra Leonardo perte çıkıyor. Kötü Amerikalı canlı canlı gömüp kaçıyor ama o sırada Leo'nun tek varlığı oğlunu öldürüyor. Sen misin öldüren? Topraktan bir lav gibi fışkıran Leonardo, Cüneyt Arkın nidalarıyla hem doğaya hem de paramparça olmuş vücuduna atarlanarak intikam peşinde koşuyor. Derken Leonardo Kızıldereli avradı kurtarıyor, Fransız adamın testisler gidiyor, Leonardo at ile uçurumdan aşağı bungee jumping yapıyor ve bir daha diriliyor atın içinde. Kızıldereliler hala avradın peşinde. Ve final Leonardo, ayıyı öldürmüş Leonardo pis Amerikalıyı zar zor alt ediyor ve intikamını almanın huzuruyla bir kez daha ölüyor. Valla. Hakikaten ölüyor. 

Leonardo Di Caprio o kadar güzel filmlere imza atmışken, bu film ile Oscar alması bence komik bir durum olacak. 

Ölüp dirilmek isteyenler hiç durmasın, mutlaka izlesin...
ilyashayri@gmail.com